시간 / Zaman

Kulak aşinalığıyla hepimiz az buçuk bir şeyler öğrendik Korece’ye dair, değil mi bunu okuyan? Kursa giden ya da internetten oturup öğrenmeye başlayan, hatta ikisini birden yapanlar da var elbette. Sayımız giderek artıyor ve öğrenmek de eskisi kadar zor değil artık, imkanlar arttı malum. Bir de bunları yapmadan bir şeyler kapanlar oldu. Kimimiz bir dizide ya da filmde sürekli duyduğu kelimeleri öğrendi, yeri geldiğinde heves edip kullanmaya da başladı gün içinde. Tamam tamam utanmayın ayol, şurda birbirimizin halinden biz anlamayacağız da kim anlayacak?

İşte efenim ben de kendi çapımda bir şeyler öğrendim. Özellikle de şarkılardan çok çok şey öğrendim diyebilirim. Şarkılar sizi tutup da gramer ustası yapmayabilir; ama uygun şarkılar aracılığıyla farkına bile varmadan kelime öğrenmeniz kuvvetle muhtemeldir. Tabii fazla deforme edilmiş cıstak cıstak şarkıların (ki çoğunu da severim. Ben K-Pop’a bayılırım bunu okuyan inan bana) sözlerinden ne seçip arada ne duyduğun tartışılır. Korece bilen insanlar olmadığımızdan bize o kadar da koymuyor bu durum, o ayrı. Gerçi hangi dili kullandıklarını dahi ayırt edemediğim zamanlar olmuyor değil hani. Çocuklar Korece bir şey diyor mesela ama ben onu İngilizce bir şeye benzetip öyle söyleyebiliyorum. Sözlerine bakınca fark ediyorum yanlışımı ve bu hatamı gören kimse olmamıştır umuduyla cool adımlarla mekanı terk ediyorum. Özetle pek de bir şey bilmiyorum. Cümle falan kuramam. Sadece tanıdığım kelimeleri arada seçebilirim. O kelimeleri de sonu gelmez şarkı dinleme hevesime borçluyum!

Bu girişi neden yaptığıma geleyim artık, çünkü gereksiz uzatmaya başladığımı fark ettim. Benim çok sevdiğim birkaç kelime var. Özellikle bir tane favorim var ki aman aman. Nedense ben 시간 (Şigan) kelimesine bayılıyorum. Anlamı artık kulak aşinalığıyla öğrendiğimiz üzere “Zaman”. Şarkıların içinde ne kadar da güzel durmuyor mu o şigan öyle? Hele de Epik High’ın Coffee adlı şarkısında Tablo’nun Şigan deyişi hep beni benden almıştır. Neden bilmiyorum, tınısı hoşuma gidiyor galiba. Bir de içinde “ş” sesi duyduğum her şey aşırı hoşuma gidiyor. O yüzden ilk Tayvan dizim Devil Beside You’yu izlerken ekstra keyif almıştım zamanında. Şimdi bir anda bunu hatırladım evet.

Yine mi dağıldım ben ne? Zamandan konuya girecektim aslında. Öhhööm.

Şigan sözünü sadece fonetiğinden dolayı da sevebilirdim elbette; fakat nedense işin içine bir kavram olarak bile girdiğinde o zaman sözü… Bana bir haller oluyor arkadaş! Zaman geçecek ve biz değişeceğiz, etrafımızdaki dünya belki bizden bile hızlı değişecek. Düşünceye bakar mısın?! İnsanı dehşete düşürürken bir yandan da içten içe meraka sürüklemiyor mu?

O kadar hızlı geçip gidiyor ki meret,  sevdiğin insanlar birer ikişer hayatının bir parçası olmaktan çıkıyor ve çıkmaya da devam edecekler. Daha dünmüş gibi hatırladığın olaylar aslında yıllar öncesinde kalmış… Bir zamanlar elini tutup yanında yürüdüğün, anca beline yetişebildiğin, o dağ gibi, adeta taptığın baban git gide ufalıyor. Bir zamanlar kucağına alsa da ben de saçlarıyla oynasam diye hayran hayran baktığın sapsarı saçları seyrekleşiyor, bembeyaz kalıyor. Arada sanki geçmişi anımsa diye, seninle dalga geçermiş gibi birkaç ufak sarılık bırakıyor sadece, kalbini daha da çok kırıyor. Her gece üstün açık kalmış mı diye kontrol eden adamı artık sen kontrol etmeye başlıyorsun, üşütüp hasta olmasın diye endişelenip defalarca bölüyorsun uykunu. Eskisi gibi canın istediğinde bağırıp çağıramıyorsun ona, ya başka bir günümüz daha olmazsa birlikte ve ben o yaşlı kalbini kırmış şekilde veda etmiş olursam diye düşünüyorsun ağzını açmadan önce. Hayalini kurduğun şeylerden ötürü bile vicdan azabı çeker oluyorsun.

Topuklularını giyip parmak ucunda durduğunda anca eriştiğin annen yanında minicik duruyor artık. Heves edip makyaj malzemelerini araklardın eskiden, artık o senden ödünç alıyor. Yolda yürürken adımlarına yetişmekte zorlandığını fark eder oluyorsun, rahat etsin diye koluna girip eşlik ediyorsun ona. Oysa ne de ufak şeyler yüzünden kızardın bir zamanlar ona, küser konuşmazdın. Ne kadar da aptalca geliyor şimdi bakınca.

Biraz daha ötesini düşünmeye cesaret ettiğin de oluyor, değil mi? Artık kendin için de ilerisini düşünüyorsun. Bir gün sen de mi yaşlı olacaksın yani? Belki çocukların da olacak? Ve öleceksin… Tüm bunlardan önce bir hayat kuracaksın kendine. Ne kadar da zor geliyor şimdi bakınca… Ama aslında sandığın kadar da çok zaman kalmadı geriye. Dedim ya zaman işine geldiğinde öyle hızlı geçiyor ki inanamıyorsun. Her şey değişecek ve sen bir zamanlar bunu yazdığını bile hatırlamayacaksın. Gitmesini istemediğin herkes, her şey gitmiş olacak ve belki de gittiklerinin farkında bile olmayacaksın. Yokluklara öyle alışacaksın ki artık hissetmeyeceksin. Ve öleceksin, hayat bulmuş her şey gibi…

Yeter çok yazdım! Artık şarkı çevirimi paylaşayım diyorum. Daha önce birkaç defa daha bahsettiğim ve gerçekten çok beğendiğim Hot Potato ve Youth:

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s